Posts tagged ‘film’

September 3rd, 2010

The Expandables ya da Cehennemin Melekleri

by Hasan

Bu kadar çok,  aksiyon filmlerinin baş rollerinde olan insanları nasıl topladılar ve nasıl bu kadar güzel bir tat bıraktılar ağzımızda bilmiyorum.

Hayran kaldım, özellikle Stallone’un rolünden ve duruşundan dolayı. Jet Li’nin sesini hesaba katmazsak yer alması da çok hoştu. Statham’ın bıçak fırlatması çok ilginçti. Yakışmadığını düşünüyorum. Ok belki olabilirdi veya patlayıcılar…

Şu duruş zaten her şeyi açıklamaya yetiyor tahminim odur ki! Filmi izledikten sonra bana da hak verirsiniz ki izlediğiniz izleyebileceğiniz en heyecanlı ve zevk veren filmlerden biri bu!

Yalnız kan, vahşet, intikam, silah sesleri… Bunlardan hoşlanmayan varsa yanına bile yaklaşmasın. Ama intikamın tadı bir başkadır. İzleyip bunu hissetmek, heyecanı… Bambaşka!

Genelde izlediğim filmleri tekrar izleyebilme gücüme, hatalarını fark edip edemememe göre sıralıyorum. Bunda hata tespit edemedim açıkçası. Efektler o kadar düzgün bir doğrultuda yapılmış ki! Fiziksel hata göremedim. Doğrusu yakalayamadım. Görsel olarak bir şölen olduğunu karakterlerden anlıyorsunuz zaten. Bunun heyecanından zaten müthiş olduğunu anlatmaya çalışıyorum yalnız buna tuşlar yetmez ya da doğru kombinasyonu bulamam anlatabilmek için.

Filmde CIA’e bağlı Stallone’un takımını görüyoruz. Ülke dışında faaliyette bulunan yalnız  doğrudan müdahale hakkının olmadığı durumlarda Amerika bu takım sayesinde dokunabiliyor uzaklara. Ve bu grup işi garantili bitiriyor. Stallone çok iyi bir nişancı ve hızlı silah kullanıyor. Sarı dev ağır silahlar kullanıyor, zencisi daha ağırını kullanıyor. Jet Lı polis gibi dolanıyor, Statham da bıçak sevdalısı.

Durum bundan ibaret ama senaryo bir ispanyolca konuşulan adaya zulmeden kişileri durdurmaya gitmelerini konu alıyor. Ve olay bir devrimle sonuçlanıyor diyebiliriz. İzlemeye ve tekrar tekrar izlemeye kat be kat değecektir. İsimleri yeterdi zaten ama ben de birşeyler yazmak istedim sadece. İyi seyirler…

Yüz üzerinden 99… Eksi 1 Amerika’yı yücelttikleri için…

August 16th, 2010

Recep İvedik 3′e mini bir inceleme

by Hasan

Bİr daha izlemeyeceğim dediğim bir film. Ama yine de dayanamadım izledim bir şekilde. Eskisi gibi internet üzerinden indirmeniz için linkler tavsiye etmiyorum artık. Zaten bilgileri alacağınız yerler belli imdb vs vs forumlar. Her neyse…

Recep İvedik 1′i ve 2′yi gözrmüş olmalısınız. Ben de o görenlerdenim ama bir daha izlemeyeceğim demiştim. Küfürler ve beneri şeylerden dolayı. Ama dayanamadım yine. Küfürler ve argodan çok arka plandaki durum ve eğlenme önemli diye düşünmeye başladım artık hatta.

Ve bence iyi de oldu. Sonuncu film psikolojik bir durumdan yola çıkılarak hazırlanmış. Yalnızlık ve mutlu olmak ile ilgili. Davranışlar eleştiriliyor bu bölümde ayrıca ve birçok kişi tahammül ettiği gibi grubun içine alma eğilimi gösteriyor. Bu çok güzel geldi bana ve davranışlar yine eğlendirdi bizi. Ve çok fazla argoda olduğunu ya da hiç olmadığını söyleyebilirim.

Takdire şayan olmuş. Güzel bir son… Güzel bir eğlence… Güldük, durumu hissettik ve yine güldük… Halk kahramanı tanımlaması uymuş diye düşünüyorum. Eğer biz o sinema koltuuna oturup O’nu izliyorsak, içimizden birisi, bizden birisi diye kabullenmiş olmalıyız. Tavsiye de yüz üzerinden 85. İyi seyirler…

July 30th, 2010

Melekler Şelalesi, Nora Robert’s Angels Fall İzlenimlerim

by Hasan

Dün Kanal D’de rastladım bu filme…

Orjinal adı: Nora Robert’s Angels Fall
Yönetmen: Ralph Hemecker
Yapım Yılı: 2007
Oyuncular: Heather Locklear , Johnathon Schaech


Bir Amerikan Rüyası’nın daha gerçekleştiğini öğrendim Kanal D aracılığıyla. Nora Robert adlı yazarımız çeşitli, yollarda okunacak içeriğin çok çok önemli olmadığı, ama kendinizi çok rahat kaptırabileceğiniz ve herkesçe okunabilecek seri kitapların sahibi. Bir bakıma ben de böyle yazmayı hayal etmedim değil. Ve ardından bu seri beyaz perdeye düşürülerek de seri haline getiriliyor.

Melekler Şelalesi’nin ya da Nora Robert’s Angels Falls’ın, orjinal adıyla, bilgilerini yukarıda gördünüz. Filmin içine de bakarsak; aksiyondan yani olaylardan çok gerilimin özellikle baş karakterin yaşadığı psikolojik ve içsel gerilimlerin bize empati yoluyla aktarılması en azından sempati ile konuyu incelememiz isteniyor yönetmenimiz tarafından. Durum bu kadar basit.

Baş karakterimiz bir baş aşçı. Ve bir gün restoranta girdiğinde rehin olayıyla karşılaşıyor ya da ben yanlış tanımlıyorum. Rehin değil. Çünkü içerideki 14 kişi ölüyor ve bir tek baş roldeki Locklear hayatta kalıyor. Hem de vurulduğu halde… Tabi böyle bir olaya dahil olmak zorunda kalan bir kadın(erkek dahi olsa…) psikolojik sorunlarla mücadele etmek zorunda kalır. Ve bundan kurtulmak için de kliniğe başvurur ve kabul edilir. Elektro şok tedavileri felan görür.

Klinikten çıkınca da yollara düşer. Bir takım rahatsızlıkları ile beraberinde 2 yıl ülkeyi gezmeye başlar. ve ikinci yılında aracı bozulur bir kasaba civarında. Yedek parça da bulunamadığı için mecburen orada kalır.

Girdiği lokanta da aşçı arıyordur ve rastlantı budur ki orada işe başlar. Aşçı olduğu içinde kendi içinde mini bir birlik, cemaat olan o kasaba halkı onu benimser, tabi bu özellikleri ile kasaba bir dedikodu kazanı gibidir. Olan her şey herkes tarafından bilinir. Yeni gelenleri de hoş karşılamazlar ve önyargılarıyla yaklaşırlar. Yazarımız kasabanın özelliklerini basit olarak aktarır ama başarılıdır. Anlatımı burada kesmeliyim. Çünkü devamında olacakları anlatırsam tüm güzellik son bulur izleyecekler için.

Film daha doğrusu kurgu, o kadar basite indirgenerek elde edilmiş ki izlerken hiçbir kusur bulamadım bu da yönetmenin yazara bağlı kalmasından dolayı olsa gerek. Oyunculukta jest ve mimiklerin yetersiz kaldığını düşünüyorum. Ama kurgu herşeyi kurtarıyor ve bu saf basitlik, baş roldeki karakterin geriliminin bize yansıtılması, olayın çözümünün minik bir zaman diliminde izleyiciye/okuyucuya bırakılması da güzeldi. Ama olayın gerçekliği ve “hangi uşağın katil” olduğu tahmin edilebilir düzeydeydi. read more »

July 10th, 2010

Beyaz Bant M. Haneke…(Film incelemesi)

by Hasan


Gözlerinizi yavaş yavaş açıyorsunuz. Size anlatılanlar birer birer gözlerinizin önünde canlanıyor. Olayların korkunçluğuna dayanamıyorsunuz. Gördükleriniz karşısında hayretlerinizi gizleyemiyorsunuz. Olayı çözmeye çalışıp içine dahil oluyorsunuz. Ve olayın ne olduğunu öğrendiğinizde gözlerinizi tekrar kapıyorsunuz.

Siyah ve beyaz… Zıtlıkların çokluğu ama sadece iki renk. Renk olarak bile varsayılmazlar çoğu zaman. Ama geçmişi, acıları, hüznü çok iyi ifade eder. Saklı kalmışı, ayrıntıda gizli olanı da belli eder. Ve bunu M. Haneke çok iyi kullanıyor. Bunu dile getirmek bile gereksiz o ödüllü yönetmen için.

Beyaz Bant filmin adı… Almanca tabi… Film, dediğim gibi gözlerinizi açmanızla başlıyor ve kapamanızla bitiyor. Siyah, beyaz… Geçmişin, gizin ve acıların ifadesi… İkinci Dünya Savaşı dönemini anlatıyor. O dönemin Almanyası’ndaki çocukların ne çektikleri, eğitim diye, saygı diye nasıl baskılandıkları ve din ile nefis ikilemi içinde nasıl kısıtlanıp ezildikleri ve susturulduklarını izliyorsunuz büyük bir sıkıntı içinde. Gerçekler mi anlatılıyor yoksa gerçeklerden esinlenilerek mi oluşturuldu orasını bilmiyorum. Ama kasabanın öğretmeni dile getiriyor tüm olanları. “Anlayamadık/anlamlandıramadım.” diyor ama aslında bize ipucu veriyor. “Bu aslında bunların yüzünden oldu.” diyor. Filmin, daha doğrusu o çocukların çektiğine yakın sıkıntıyı siz çektikten sonra da gözler kapanıyor.

Ne gördüm biliyor musunuz? Öğretmenlerden birisi basit de olsa çalamasa da yan flüt, diğeri -hikayeyi dillendiren- piyano biliyor. Tüm öğrencilere iyi davranıyor, olayların dışında bırakılıyor(sınıfsal mesele). Sadece gözlemliyor. Doktor diye bilinen üst sınıf, bilgili adam sapığın önde gideni çıkıyor ve çocukları tehdit ile taciz ediyor. Din adamı aynı zamanda baba, çocukları ergen oldu diye ve cinsel organlarını keşfettiler diye beyaz bant ile yatağa bağlanıyorlar ve günlerce cezalı kalıyorlar. Daha bir sürü akıl almaz şey de dahil…

Sizlerin gerçekten izlemesi gereken bir film. Haneke gibisini izlemek herkesin harcı değil, herkese kismet değildir.

Bu film bir harika olduğu için aktarmaya gücüm yok benim. Puanım %95 genel olarak.

January 22nd, 2010

Başka Dilde Aşk 2009 Film incelemesi

by Hasan

İmdb’den bilgi almak için buraya tıklayınız

Filme dair sitenin görülmesi içinse buraya tıklayınız…

Filme dair bilgiyi vermeyeceğim bu kez. Kaynaklarını verdiğim için değinmiyorum.  Film Onur’un ve Zeynep’in partiye gitmesiyle başlıyor ve Zeynep erkek arkadaşıyla sorunlar yaşamakta olarak gösteriliyor. Bu sırada da hiç konuşmayan Onur’un yanına geliyor. Herşey böyle başlıyor. Onur’un hiç konuşmadığını öğrenen Zeynep, hayatının erkeğini bulduğunu iddia ederek başlıyor. Zeynep’in alışma süreci ve bu aşka dair yaşanan zorlukları gözler önüne seriyor film. İlginç bir değinim… İlginç bir zihinleri aydınlatma ürünü bu read more »

January 15th, 2010

Soul Kitchen – Fatih Akın Filmi İncelemesi 2009

by Hasan

Filme dair bilgi almak, forumuna bakmak, görüntülerini izlemek için buraya tıklayın

İmdb’den incelemek içinse buraya tıklayın

Filmi indirmeniz için bağlantı veriyordum ama bu film için vermem. Çünkü emeğe saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum bu film için. Amerikan filmleri için aynı şeyi düşünmüyorum.

Adam Buosdukos’un ve Fatih Akın’ın yazdığı Fatih Akın’ın yönettiği güzel senaryoya sahip bir film. Adam ayrıca filmde başrolde ve film onun çevresinde olup bitenlerle ve kendisiyle ilgili ilginç bir hayat kesiminden görüntüler sunuyor. Hayatınıza ve anınıza biraz da olsa ışık getireceğine inanıyorum.

Zinos, Almanya Münih’te restoran işleten ama restoran derken görünüşle pek uyuşmayan bir yerde şef -yönetici. Restoranın sahibi yani… Sevgilisinin ailesiyle olan yemeğe gidiyor, Neumann adlı arkadaşıyla karşılaşıyor onun ne pislikler yapacağından habersiz, sevgilisi sonra iş için Çin’e gidiyor, Zinos bir kaza atlatıyor ve sigortasız olduğu için de başına gelmedik kalmıyor. Filmde çoğunlukla Zinos belinden sakat. Bu yüzden de buna dair kişilerle karşılaşıyor işiyle ilgilenemiyor vs vs… read more »

January 2nd, 2010

Avatar (2009) Film İncelemesi

by Hasan

Torrent dosyası olarak indirmek için filmi buraya tıklayınız…

İmdb’de yer alan film detayları için buraya tıklayınız…

Filmin Kurgusu

Engelli bir Amerikan vatandaşı olduğu hissettirilen -aslında Amerika’dan hiç bahsedilmiyor ve bu durum sanki normal bir şeymiş gibi yani her filmde yer alanlar Amerikalı ve Vietnam’da yer almış birisi gibi gösteriliyor- Jake Sully karakterinin başından geçenler anlatılıyor. Tıpkı bir günlüğe düşen notlar gibi ya da bir vloga düşen görüntüler gibi…

Ve macera Dünya’dan Pandora adı verilen bir gezegene kayıyor. Na’vi adı verilen bir ırk yer almakta orada ve bir elementi elde etmek uğruna Dünyalı affedersiniz Amerikalı jhonny’ler ırkı yok etmek uğruna o elementi elde etmeye çalışıyorlar.

Avatar ne peki diyeceksiniz… Avatar ise bu elementi elde etmek uğruna düşünsel olarak içine girilen ve yapay olarak üretilen Na’vi bedeni… Film zaten buna dair ve tüm heyecanı içeren de bu. Bu yüzden bahsedilmemesi gereken kısım.

İncelemem

Film 2.30 saat civarı sürüyor. Ve izlediğim süre boyunca pek bir hataya rastlamadım. Sözü edilemeyecek bu hatalar bu yüzden . Film bir bilim kurgu ve hem senaryo yönünden hem efektler yönünden bir saçmalık ortaya çıkmamış. Herşey tutarlı ve insan, filmde de Sully’nin repliğinde yer alan “Hangisi artık gerçek dünyam fark edemiyorum!” diye de bir özleme meyili oluyor. Yani keşke Pandora gibi bir yerde yaşasak diyesi geliyor.

Film, kendine çok iyi bağlamakta izleyiciyi.

Kapitalist dünyanın; verdiği sahtelikler, emekleri sömürmesi, kendi benliğimizi kaybettirmesinin sonucu olarak insan olarak bir yıkıma uğrayışımızın bir eleştirisi mahiyetinde olduğunu görebiliyoruz filmin. Her şey birer simgeden ibaret diyebilirim. Sadece mavi renkten oluşan Na’viler; ırk ayrımından söz edilemeyecek durumda, komünal bir yaşam sürmekteler ve klanlar halindeler, doğanın ruhunu hissedebiliyorlar ve saf olarak kalması için uğraşıyorlar. İnsan ırkının ise gözlerini para bürümüş ve para yüzünden ellerine kan bulaşmış. Ayrıca İnsan ırkının gelişmiş teknolojisi ve gözetlemek için yüksek güçlü adamları ve askerleri olduğu halde Na’vilere yeniliyorlar. read more »

December 28th, 2009

2012 (2009) Film İncelemesi

by Hasan

Torrent olarak indirmek için buraya tıklayın

İmdb’de yer alan filme dair bilgiler içinse buraya tıklayın…

İçeriği

2012… Maya takvimine göre yıllar  önce hiçbir teknolojik veri/araç olmaksızın belirlenmiş kıyamet yılı…Ve bunu bulan bilim adamlarının sayesinde oluşturulmaya başlayan ve sınırlı kişinin girebileceği Nuh’un gemisi… Ayrıca kitabı pek ilgi uyandırmayan bir yazar ve ailesi…

Yine Amerikalıları sahnede görüyoruz nedense! Onlar yeni ve uygar bir insanlığı oluşturacak olan insanlar ve ne ilginçtir ki Çin ile ve Ruslarla işbirliği yapıyorlar. Filmin heyecanını kaçırmayayım, hikaye filmde yakalanmalı bence.

İzleyince neler yaşayacağınız önemli. Boş ve sıkıcı bir film izlemek boşa zaman kaybı olur.

Görüşlerim

2012′ye dair hiçbir ön bilgi almadan izlemeye koyuldum. Sadece televizyonlardan birkaç tanıtımla yetindim zaten. İzlediğimde read more »

Tags:
December 14th, 2009

Inglourious Basterds 2009 (Soysuzlar Çetesi ya da Piçleri)

by Hasan

Torrent olarak indirmek için buraya tıklayın

Bu adreste de imdb’den sunulan filme dair bilgiler var….

Inglourious Basterds

Quentin Tarantino‘nun hem yazıp hem yönettiği bir film… Lt. Aldo rolünü çok iyi yapan bir Brad Pitt… Film izlerken sizi koltuğa bağlayacaktır kesinlikle. Özellikle de faşist sisteme karşı bir tavrınız varsa.

Naziler soykırım yapmaktalar 2.Dünya Savaşı sırasında… Tabi kaybetmek üzereler. Nasıl mı? Amerika’ya kaçan yahudilerden oluşan 8 kişilik bir çetenin ;ki başında Aldo(Bradd) var, Nazi cephe hattının gerisine bırakılmaları ile… Nazileri gördükleri yerde öldürmekteler. Aldo da Kızılderili olduğu için kafa derilerini yüzdürmekte. Nazi savaş kahramanı Zoller üzerinden de film müthiş bir maceraya dönüyor. Pek kısa tutarak sonuca dönüyorum; Tarantino, herkesin bir isteğini gerçekleştirerek ki Amerikan sinema sektörü sayesinde olur bu genelde, tüm Nazileri yok ediyor ve read more »

September 8th, 2009

Angels & Demons (Melekler ve Şeytanlar)

by Hasan

angels_demons012009 yapımı, Run Howard yönetmenliği ve Tom Hanks’in başrolü… Güzel bir film olması için tabiki bunların biraraya gelmesi gerekmiyor. Gerek filmin konusu gerekse ilginç anlatım tarzı ki senaryonun gücü tabi yadsınamaz, filmi etkileyici kılmış.

Filmin tamamı Katoliklerin, Vatikan’ın ve Papa’nın propagandalarıyla geçmekte. Konu içinde hep bilim ve din çatışması var.Tıpkı gerçek dünyada olduğu gibi. İnsanlara öykü anlatılırken hem gerçeklik havası verilmeye çalışılmış hem de arada bilgiler sunuluyor. Da Vinci Code  kitabını okuyanlar bilir bu tarzı… Ama bence bize asıl verilmek istenen düşünce; “Bilim ve inanç, biraradayken bize yol gösterir.

Basit de bir eleştiri sunmak istedim ki Katolik kilisesi bilime karşı çıkan bir kilise herkesin bildiği kadarıyla. Ama orada pederden tutun da kardinallerin çoğu bilim adamı gibi ” You will see the light,son! (Evlat, ışığı göreceksin- aydınlanacaksın- ) gibisinden sözler sarf etmeden bilimsel işlere kafa yoruyor. Kısaca; yaptığınız propagandayı biz yemeyiz. Şimdi size filmden bir sunum yapayım;

Film; Papa’mızın ölümü ve Papa Mührü olan yüzüğü imha ederken hem onun evlatlığı hem de peder ve yardımcısı olan kişinin gösterimiyle başlıyor. Altın kaplama çekiç metal harvadan yapılmış altın kaplama yüzüğü parçalıyor ve mühür  haline geliyor mezar için. Olayların başlaması gerek ve Cern’de yapılan deneylere; anti-maddenin oluşum aşaması ve onun çalınmasına geçiliyor. Sonra simgebilimci sıfatıyla çağırılan profesör yani Tom Hanks devreye giriyor. Sütun kapma yarışı başlıyor. Filmde çok fazla vahşet ve kanlı sahnelerle karlaşabileceksiniz, tempo da hiç düşmeyecek, belki göz yaşlarına boğulacaksınız… Ama izleyeceksiniz. read more »


Easy AdSense by Unreal
Copy Protected by Chetan's WP-CopyProtect.