internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

Translator

Turkish flagItalian flagChinese (Traditional) flagEnglish flagGerman flagFrench flagSpanish flagRussian flagDutch flag                                 
By N2H
Pardus... Özgürlük İçin... Özgürlük için Pardus...

Başka Dilde Aşk 2009 Film incelemesi

İmdb’den bilgi almak için buraya tıklayınız…

Filme dair sitenin görülmesi içinse buraya tıklayınız…

Filme dair bilgiyi vermeyeceğim bu kez. Kaynaklarını verdiğim için değinmiyorum. Film Onur’un ve Zeynep’in partiye gitmesiyle başlıyor ve Zeynep erkek arkadaşıyla sorunlar yaşamakta olarak gösteriliyor. Bu sırada da hiç konuşmayan Onur’un yanına geliyor. Herşey böyle başlıyor. Onur’un hiç konuşmadığını öğrenen Zeynep, hayatının erkeğini bulduğunu iddia ederek başlıyor. Zeynep’in alışma süreci ve bu aşka dair yaşanan zorlukları gözler önüne seriyor film. İlginç bir değinim… İlginç bir zihinleri aydınlatma ürünü bu film de… Engelli vatandaşlarımızın çektiği sıkıntıları bir nebze de olsa bize gösterip uyanmamızı sağlıyor. Film ne kadar acı şeyler yaşansa da yine mutlu son ile bitiyor. Ve ben çoğunlukla yaptığım gibi ki filmleri izlerken ya da kitapları okurken rastladığım cümleler hep kafamın içinde yankılanır, onları sizlerle paylaşarak puanlamaya geçmek istiyorum;

“Böğürmesene lan, böğürme!” Bu sözün acısını izleyince çok daha iyi anlayacaksınızdır beni.

“Seni, bir gün beni terk edeceğini bile bile sevdim!” Bu söz aslında sesli olarak ifade edilmedi…

Puanlama

Genel olarak; %80

Yönetmenlik; %80

Oyunculuk; %90

Akıcılık; %80

Tahmin edilebilme; %85

Senaryo; %90

İMDB puanı %79

Sonuca bağlama %60

İyi seyirler… İzlemeye kesinlikle değer bir film!

Soul Kitchen – Fatih Akın Filmi İncelemesi 2009

Filme dair bilgi almak, forumuna bakmak, görüntülerini izlemek için buraya tıklayın…

İmdb’den incelemek içinse buraya tıklayın…

Filmi indirmeniz için bağlantı veriyordum ama bu film için vermem. Çünkü emeğe saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum bu film için. Amerikan filmleri için aynı şeyi düşünmüyorum.

Adam Buosdukos’un ve Fatih Akın’ın yazdığı Fatih Akın’ın yönettiği güzel senaryoya sahip bir film. Adam ayrıca filmde başrolde ve film onun çevresinde olup bitenlerle ve kendisiyle ilgili ilginç bir hayat kesiminden görüntüler sunuyor. Hayatınıza ve anınıza biraz da olsa ışık getireceğine inanıyorum.

Zinos, Almanya Münih’te restoran işleten ama restoran derken görünüşle pek uyuşmayan bir yerde şef -yönetici. Restoranın sahibi yani… Sevgilisinin ailesiyle olan yemeğe gidiyor, Neumann adlı arkadaşıyla karşılaşıyor onun ne pislikler yapacağından habersiz, sevgilisi sonra iş için Çin’e gidiyor, Zinos bir kaza atlatıyor ve sigortasız olduğu için de başına gelmedik kalmıyor. Filmde çoğunlukla Zinos belinden sakat. Bu yüzden de buna dair kişilerle karşılaşıyor işiyle ilgilenemiyor vs vs…

Soul Kitchen; Zinos’un restoranı… Berbat bir halde bu restoran ve film başladığında Zinos arkasını dönüyor yüksek gürültüden dolayı ve bulaşık makinesini açtığında tabakların kırıldığını görüyor. İşte o bulaşık makinesini kaldırıp atmak niyetiyle girişimde bulunan baş karakterimiz tüm film boyunca hep sakat sakat geziyor ve çileler çekiyor. Ama başına gelen bin bir türlü şeyden sonra yine restoranını harika bir şekilde işletmeyi başarıyor, özellikle babaenne ile yemek yerken görmüş olduğu ve o anda kovulan şefi restoranına çağırmasıyla harika bir gelişmeler yaşar.

Film her anlamıyla harika… Her türlü konuya değinilmiş; cinsellik, hacılar hocalar, kazalar, ayrılık, rastlantısallık, aldatma, ölüm… Ve en önemlisi de mutluluk. Soul Kitchen’ın başından geçenlerin bu kadar güzel anlatılması ve bizlere bazı yerlerde ders verilmesi her anlamda filmi izlenir kıldığı gibi ödül almaya da layık olacağını gösteriyor. Filme dair puanlamamıza gelirsek…

Puanlama

Genel olarak ; %85

Senaryo; %70

Tahmin edebilme; %60 (Tahmin edebildiğimiz için puan düşmekte)

Oyunculuk; %95

Yönetmenlik; %95

Sonuca bağlama; %80

Akıcılık(koltuğa bağlayıcılık yerine artık bunu kullanıyorum) ; % 80

İMDB puanı %76

Kısaca izlemek için standartların üstünde… Bana göre bir film %65′in üstünde ise genel olarak izlenebilir niteliktedir. İyi seyirler…

Avatar (2009) Film İncelemesi

Torrent dosyası olarak indirmek için filmi buraya tıklayınız…

İmdb’de yer alan film detayları için buraya tıklayınız…

Filmin Kurgusu

Engelli bir Amerikan vatandaşı olduğu hissettirilen -aslında Amerika’dan hiç bahsedilmiyor ve bu durum sanki normal bir şeymiş gibi yani her filmde yer alanlar Amerikalı ve Vietnam’da yer almış birisi gibi gösteriliyor- Jake Sully karakterinin başından geçenler anlatılıyor. Tıpkı bir günlüğe düşen notlar gibi ya da bir vloga düşen görüntüler gibi…

Ve macera Dünya’dan Pandora adı verilen bir gezegene kayıyor. Na’vi adı verilen bir ırk yer almakta orada ve bir elementi elde etmek uğruna Dünyalı affedersiniz Amerikalı jhonny’ler ırkı yok etmek uğruna o elementi elde etmeye çalışıyorlar.

Avatar ne peki diyeceksiniz… Avatar ise bu elementi elde etmek uğruna düşünsel olarak içine girilen ve yapay olarak üretilen Na’vi bedeni… Film zaten buna dair ve tüm heyecanı içeren de bu. Bu yüzden bahsedilmemesi gereken kısım.

İncelemem

Film 2.30 saat civarı sürüyor. Ve izlediğim süre boyunca pek bir hataya rastlamadım. Sözü edilecek bir kısım. Film bir bilim kurgu ve hem senaryo yönünden hem efektler yönünden bir saçmalık ortaya çıkmamış. Herşey tutarlı ve insan, filmde de Sully’nin repliğinde yer alan “Hangisi artık gerçek dünyam fark edemiyorum!” diye de bir özleme meyili oluyor. Yani keşke Pandora gibi bir yerde yaşasak diyesi geliyor.

Film, kendine çok iyi bağlamakta izleyiciyi.

Kapitalist dünyanın; verdiği sahtelikler, emekleri sömürmesi, kendi benliğimizi kaybettirmesinin sonucu olarak insan olarak bir yıkıma uğrayışımızın bir eleştirisi mahiyetinde olduğunu görebiliyoruz filmin. Her şey birer simgeden ibaret diyebilirim. Sadece mavi renkten oluşan Na’viler; ırk ayrımından söz edilemeyecek durumda, komünal bir yaşam sürmekteler ve klanlar halindeler, doğanın ruhunu hissedebiliyorlar ve saf olarak kalması için uğraşıyorlar. İnsan ırkının ise gözlerini para bürümüş ve para yüzünden ellerine kan bulaşmış. Ayrıca İnsan ırkının gelişmiş teknolojisi ve gözetlemek için yüksek güçlü adamları ve askerleri olduğu halde Na’vilere yeniliyorlar.

Pandora’da hiçbir güçsüzlük yok. Her şey doğal ve doğayı ne kadar hissedebilirsen o kadar hakim olabiliyorsun ve yaşamaktan o derece tat alıyorsun. Günün, dünyamızdaki gibi aşağılanmalar ile zehir olmuyor. Ezilmiyorsun, insan olmaktan çıkmıyorsun.

Kendileri ne yaparsa onu kullanıyorlar ve ona sahip oluyorlar. Kısaca; bu film bir kapitalizm ile komünal yaşamın savaşını konu alıyor ve parayı emekler alt ediyor. Jake Sully ise bu uğurda kendi ırkına karşı çıkıp Na’vi olmayı tercih ediyor. Keşke biz de tercih edebilsek!

Puanlama

Senaryo %90

Yönetmenlik % 85

Koltuğa bağlayıcılık %80

Oyunculuk %90

Sonucun tahmin edilebilirliği %82

Sonuca bağlama %85

Genel %85

İmdb puanı %88

2012 (2009) Film İncelemesi

Torrent olarak indirmek için buraya tıklayın…
İmdb’de yer alan filme dair bilgiler içinse buraya tıklayın…

İçeriği
2012… Maya takvimine göre yıllar  önce hiçbir teknolojik veri/araç olmaksızın belirlenmiş kıyamet yılı…Ve bunu bulan bilim adamlarının sayesinde oluşturulmaya başlayan ve sınırlı kişinin girebileceği Nuh’un gemisi… Ayrıca kitabı pek ilgi uyandırmayan bir yazar ve ailesi…
Yine Amerikalıları sahnede görüyoruz nedense! Onlar yeni ve [...]

Testere 6 ( Saw VI ) 2009

Torrent olarak indirmek için buraya tıklayın…

Bu adreste de imdb’den sunulan filme dair bilgiler var….

Testere Serisi

Kevin Greutert’in yönetmenliğindeki bu filmi zaten çevrenizden, hiç izlemediyseniz bile kesinlikle duymuşsunuzdur. Hayatının değerini anlamayan, yaşama isteğini hiçe sayan, insanları sömüren insanları bir sınava tabi tutup ve sonucunda kendinden fedakarlıkta bulunanın ve hakikati anlayanın canlı kurtulduğu bir dizi film serisi bu Testere.

Bir şekilde bu kötü insanlar tuzağa düşürülüyor. Bu işin başlangıcından da bahsetmek gerek. Jigsaw karakteri ki bu başrol oyuncusu ve harika başarısıyla Tobin Bell. Jhon da gerçek ismi… Jhon’un eşi Jenkins (Lemole) hamile iken; geç saatte işten(bağımlıları kurtarmak için uğraşan bir tedavi merkezinde çalışmakta) çıkarken kapıya geldiğinde birisi – o birisi de filmin düğümlerinden biri oluyor- hıphızlı kapıyı açıyor ve Jenkins kapıyla duvar arasında kalıyor ve bebeğin ölümü ile sonuçlanıyor bu kaza. Jhon da bu durumda insanlardan özellikle hayatının değerini bilmeyen insanlardan nefret etmeye başlıyor, çocuğunu kaybetmesinin verdiği acı yüzünden. Üstün teknik bilgileri sayesinde insanlara ders vermeyi planlıyor Jhon ve bu düşüncesi de tabiki eline kan bulaşarak gerçekleşiyor. Yalnız bu dersi vermeye, kendisinde beyin tümörü olduğunu öğrenince başlıyor. Hikayenin özeti bu. Tüm Testere macerası bunun üzerine kurulu.

Testere 6

Şimdi Testere 6′ya gelelim. Senaryo yine harika, izletiyor kendini. Yalnız ben bazı şeylere dair eksiklikler bıraktıklarını düşünüyorum. Önce hikayeyi anlatayım biraz ama ağzınızın tadını bozmadan; en son Jigsaw ölmüştü Testere 5′te. Vasiyet felan bırakılmıştı Jenkins’e. Meğer herşey o kutunun içinde saklıymış. Bizler Jigsaw’un işi bitti derken, yarım kalan işi varmış ve bunu da Straham’ı suçlu çıkarmaya çalışan dedektif yapacakmış. İşte bütün mesele bu. Yine aynı mesele ama son işi eşinin yapması daha doğrusu eşinin anlamasını sağlıyor bu filmde.

Hatalar

Filmde bazı hatalar gözlemledim. Mesela sigortacının yakalanışında… Dışarıda yağmur yok ama güvenlik görevlisi yağmurluk ile geziyordu. Ve elinde neden silah vardı. Gölgesi küçüktü. Madem cama yakın yürüyordu o zaman gölgesi de tam kendi boyutunda olmalıydı. Güvenlik görevlisinin elinde ayrıca genelde fener de olur. Bunda yoktu. Bu birinci hata gözlemlediğim. İkincisi; dedektif açığa çıktığını anlayınca öldürdü bazı insanları -filmi izleyenlere kalsın bu bilgi de- bu insanları öldürürken de her yeri kan oldu. Sokağa çıktı ve kimse görmedi mi o adamı… ve bunların hepsi nasıl 1 saat içinde gerçekleşti. Başka bir hata, hatırlamıyorum.

Teknik Yön

En baştan başlayayım. Şu Testere’nin tamamında aynı yöntem kullanıldı ve bundan hiç hoşnut olmadım. Eminim sizlerden de olmayanlar vardır. “Hello Jonathan!” der oradan kukla bir dizi konuşmadan sonra süre başlar. İşte tam o sırada; tuzaktaki insan saçma bir şekilde bir efekt eklenerek, cins bir kamera hızlı çekimi ile çok hızlı düşünüyormuş da ne yapacağını bilemiyormuş ve endişeleniyormuş hissi vermeye çalışıyor yönetmen kameralarla. Ama bize, sanki mutlu bir macera filmi izliyormuş hissi veriyor bu. Hatta, iyi oh olsun dedirtiyor ölecek olan kişiye. Filmin amacı ile yönetmenin amacı birbirine uymuyor bu noktada. Ayrıca bu filmde yine açıklar vardı. Yani bir 7. gelebilir hissi veriyor. Belki de son film değildir.

Zaman konusu berbattı. Bir saat hiç de heyecan yaratacak cinsten geçmedi tam aksine hatalıydı bile. Dedektif yerinden kalkıp gidiyor ve herşeyi bir saatten az bir süre içinde hallediyor. İlginç…

Ölen insanlar çok farklıydı. Kurtarılmaya çalışılınıyor mu yoksa ölmesi mi isteniyor belli değildi. Ölecek olan insan bence onlardan daha farklı davranırdı. Ama ilk adamın altına işemesi güzel bir fikirdi.

Aynı şeyler bunda da olmasına rağmen kendini gerçekten izletiyor ve koltuğa bağlıyor. Bize verilmek istenen tema gerçekten yerinde;

*Ölü insanların ruhu üzerinde hiçbir söz hakkı yoktur. Değil mi?

Şimdi de artık sıradanlaştırmak istediğim puanlamaya geçeyim,

Puanlama

Senaryo %75

Yönetmenlik % 85

Koltuğa bağlayıcılık %85

Oyunculuk %90

Sonucun tahmin edilebilirliği(ne kadar tahmin edilmezse o kadar iyi) %75

Sonuca bağlama %80

Genel %75

İmdb puanı %64