Alberto Godenzi, Basel’da öğretmen olarak çalışmış ve Ekvator’da bir projeyi yönetmiştir. Daha sonra Zürih Üniversitesi’nde Psikoloji ve Sosyoloji eğitimi aldıktan sonra kadın-erkek ilişkileri üzerine çalışmıştır. Özellikle şiddet sorunları konusunda çalışan Godenzi bu alanda çeşitli projelerde çalışmıştır. Şu anda da Federal Kadın Sorunları Komisyonu üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir.
Özgün adı Bieder,brutal Frauen und Mӓnner sprechen über sexuelle Gewalt olan kitap; Unionsverlag/1989 basımından çevrilmiştir. İncelenen kitap Haziran 1992 yılına ait olan birinci basım… Ayrıntı Yayınları’nca basılan kitabı Almanca’dan çevirenler: Sultan Kurucan-Coşar ve Yakup Coşar’dır.
Yazar çalışmasını elliye yakın eser,resmî belgeler,kanunlar,basın açıklamaları ve yaşayan/yaşatan insanların anlatımı etrafında şekillendirmiş. Belli sayıda telefon ve bu telefonları cevaplayacak kişiler bulup;radyo tv ve gazetelerde bu tür şiddete maruz kalan ya da kadınları cinsel şiddete maruz bırakan kişilerin aramasını istemiş ve arayan kişilerin kendileri hakkında bilgi vermesinin kesinlikle zorunlu olmadığını belirtmiştir. Bunu yaparak arayanların doğru bilgi verme ihtimallerini yükseltmeyi amaçlamıştır. Fakat şunu belirtmek gerekir ki: ‘yapılan çıkarsamaların ya da bulguların toplumun tümünü temsil etmesi’ durumu söz konusu olamaz. Pek çok faktör böyle bir genellemeye gidilmesini engellemektedir.
1.GİRİŞ
Cinsel şiddet, bilinen tüm toplumlarda bulunan, genelde geniş bir erkek kitlesini içine alır. Burada vurgulanan cinsel şiddetten kasır ‘cinsellik görünümlü şiddet’ ve bunu kapsayan türlerdir.
Cinsellik görünümlü şiddetin örtbas edilmesinin ve kadınların bu konudaki çekingen tavırlarının altında birçok neden yatmaktadır. Öncelikle şiddet uygulayan erkeği bu eyleme götüren nedenler sosyal çevre veya sosyal ilişkiler bağlamında anlaşılmaya çalışılmalıdır. Cinsel şiddeti çoğunlukla ataerkil toplum yapısının erkeğe atfettiği gücü kullanarak kadın vücuduna el koyma, ona sahip olma vs. gibi isteklerden kaynaklanır. Bunun yanında yasalarda cinsel şiddetin sınırlarının belirlenmemesi, ihbar edilenlerin çoğunun cezalandırılmaması ya da hafif cezaya tabii tutulması, kadının erkeği ayarttığına ilişkin inançlar, devlet tarafından kutsanan ‘evlilik’, kadın erkek eşitsizliği, iş hayatında erkeklerin şovenizmin sakat mantığına esir olmaları… gibi birçok etmen de erkeklerin kadınlara cinsel şiddet uygulamasında önemli rol oynar.
Cinsel şiddet genelde, birbiriyle etkileşim içinde bulunan, üç farklı teorik yaklaşım etrafında araştırılmaktadır: Sınırlayıcı, yapısal ve militan yaklaşım. Politik olan bu yaklaşımlardan ilk ikisinin bilimsellik iddiası varken, üçüncü yaklaşımın mücadeleci ve sorgulayıcı bir yapısı vardır. Sınırlayıcı yaklaşımda söz konusu kadın ya da erkeğin psikolojik durumlarından yola çıkılarak tahlil yapılması söz konusudur. Bunu yapan erkeğin normal bir erkekten farklı olduğu savunulur. Yapısalcı görüş, bu davranışın kültürel etmenler tarafından ortaya çıktığını savunur. Kişinin davranışını belirleyen kültür, toplumsal değerler ve normlar; kısacası sosyal çevredir. Şunu belirtmek gerekir ki yapısalcı yaklaşımın, sınırlayıcı yaklaşıma göre daha doğru bir tutumu vardır. Üçüncü görüş olan militancı görüş genelde feministler tarafından savunulur. Feministler cinsel şiddetin ifade edilip insanlar tarafından algılanmasını ve ’erkek egemen’ toplumun, cinsellikle şiddeti nasıl bir araya getirdiğini ortaya çıkarmışlardır. Bu açıdan bakıldığında, toplum feministlere çok şey borçludur.
2.ÖNYARGILAR
Tecavüzün gerçekleşme koşullarına bakıldığında genelde benzer durumlar görülür. ‘Mitler’ olarak adlandırılan kadının erkeğin eve davet etmesi, kadının bunu onayladığında cinsel ilişkiyi de onaylamış gibi algılanması vs. gibi durumlara çok sık rastlanır. Bu anlayış kamuoyunda da içselleşmiş durumdadır. 1982 yılında Kurt Weis’in Almanya’da yaptığı araştırma bu durumu çok iyi açıklamaktadır. Yapılan araştırma sonuçları cinsellik görünümlü şiddetle ilgili beş önyargı bulunmaktadır:
İlk önyargı, kadını tahrikinin bulunduğu, kadının cinsel şiddeti hak ettiğini ve gece vakti yalnız gezdiği için, bara gittiği için, yabancı bir erkekle konuştuğu için sorumsuz davrandığıdır. Bu önyargını diğer bir boyutu da: bir kadın bir erkeğin evine gidiyorsa onun ilişki isteğini reddetme hakkına sahip değildir.
İkinci önyargıda hiçbir kadına kendi rızası dışında tecavüz edilemeyeceği görüşüne olan inanç söz konusudur. Yani kadın direnirse tecavüze uğraması mümkün olamaz. Devamı için buraya gelin… »