Ne Fark Eder ki!
August 17th, 2010

Küçük Prens Kitabının Kısa Bir İncelemesi

by Karadeniz

Fransız yazar ve aynı zamanda pilot olan Antoine De Saint-Exupéry tarafından kaleme alınmış, Salim Savcı tarafından yayına sunulmuş, Gül Yayınevi’ne ait, 2007 basımı… Kitabın orijinal ismi Le Petit Prince. Uçağı arızalanan ve Sahra Çölü’ne düşen bir pilotun Küçük Prens’le karşılaşması ve sonrasında gelişen olaylar anlatılmış. Kitapta, yazarın bizzat kendisinin çizdiği resimler de bulunuyor. Basit bir çocuk kitabı gibi görünen kitap, aslında günlük hayata, ilişkilere, sevgiye ve aşka dair derin anlamlarla yüklü.

Yazar, çocuklara ve içindeki çocuğu yaşatan insanlara çok değer veriyor. Exupéry’nin, hayat felsefesinin bir aynası niteliğindeki kitabını, bu özelliklere sahip olan Leon Werth’e adaması boşuna değil. Devamı için buraya gelin… »

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 17th, 2010

Aradan 11 Yıl Geçti

by Hasan

17 Ağustos 1999

Kapkaranlık ve bağırış, çağırış ve çığlıklarla uyandık. Her yer kapkaranlık ve yıldızlar pırıl pırıl ve ne kadar çoktu. İnsanlar sokaklardaydı. Kaç olmuş, ne kadar olmuş, kurtarma çalışmaları ne alemde gibi sorulardan başka soru duyamazdık. Tv’ler her zaman olduğundan daha çok tozlara karışmış insan yüzü, kurtarılmış aydınlanan insan yüzü ve en çok da tozlar içinde kalmış cansız beden gösterdi.

Bugün 17 Ağustos 2010! Neler değişmiş? Işıkara’nın tespitleri ve yapılmasını söylediklerinin en basit olanları ve para toplamaları ki en basit olanı, yapılmış ancak. Korkumuz şu an yok ama, ölümler bizi bulduktan sonra ki Allah korusun, zaten korkamayacağız… Deprem değildir canları alan, sorumsuzluktur…

O zaman gelince alınmayan önlemlerden dolayı belki ağlayamayacağız bile...

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 16th, 2010

Recep İvedik 3′e mini bir inceleme

by Hasan

Bİr daha izlemeyeceğim dediğim bir film. Ama yine de dayanamadım izledim bir şekilde. Eskisi gibi internet üzerinden indirmeniz için linkler tavsiye etmiyorum artık. Zaten bilgileri alacağınız yerler belli imdb vs vs forumlar. Her neyse…

Recep İvedik 1′i ve 2′yi gözrmüş olmalısınız. Ben de o görenlerdenim ama bir daha izlemeyeceğim demiştim. Küfürler ve beneri şeylerden dolayı. Ama dayanamadım yine. Küfürler ve argodan çok arka plandaki durum ve eğlenme önemli diye düşünmeye başladım artık hatta.

Ve bence iyi de oldu. Sonuncu film psikolojik bir durumdan yola çıkılarak hazırlanmış. Yalnızlık ve mutlu olmak ile ilgili. Davranışlar eleştiriliyor bu bölümde ayrıca ve birçok kişi tahammül ettiği gibi grubun içine alma eğilimi gösteriyor. Bu çok güzel geldi bana ve davranışlar yine eğlendirdi bizi. Ve çok fazla argoda olduğunu ya da hiç olmadığını söyleyebilirim.

Takdire şayan olmuş. Güzel bir son… Güzel bir eğlence… Güldük, durumu hissettik ve yine güldük… Halk kahramanı tanımlaması uymuş diye düşünüyorum. Eğer biz o sinema koltuuna oturup O’nu izliyorsak, içimizden birisi, bizden birisi diye kabullenmiş olmalıyız. Tavsiye de yüz üzerinden 85. İyi seyirler…

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 16th, 2010

Cinsel Şiddet (İnceleme)

by Karadeniz

Alberto Godenzi, Basel’da öğretmen olarak çalışmış ve Ekvator’da bir projeyi yönetmiştir. Daha sonra Zürih Üniversitesi’nde Psikoloji ve Sosyoloji eğitimi aldıktan sonra kadın-erkek ilişkileri üzerine çalışmıştır. Özellikle şiddet sorunları konusunda çalışan Godenzi bu alanda çeşitli projelerde çalışmıştır. Şu anda da Federal Kadın Sorunları Komisyonu üyesi olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Özgün adı Bieder,brutal Frauen und Mӓnner sprechen über sexuelle Gewalt olan kitap; Unionsverlag/1989 basımından çevrilmiştir. İncelenen kitap Haziran 1992 yılına ait olan birinci basım… Ayrıntı Yayınları’nca basılan kitabı Almanca’dan çevirenler: Sultan Kurucan-Coşar ve Yakup Coşar’dır.

Yazar çalışmasını elliye yakın eser,resmî belgeler,kanunlar,basın açıklamaları ve yaşayan/yaşatan insanların anlatımı etrafında şekillendirmiş. Belli sayıda telefon ve bu telefonları cevaplayacak kişiler bulup;radyo tv ve gazetelerde bu tür şiddete maruz kalan ya da kadınları cinsel şiddete maruz bırakan kişilerin aramasını istemiş ve arayan kişilerin kendileri hakkında bilgi vermesinin kesinlikle zorunlu olmadığını belirtmiştir. Bunu yaparak arayanların doğru bilgi verme ihtimallerini yükseltmeyi amaçlamıştır. Fakat şunu belirtmek gerekir ki: ‘yapılan çıkarsamaların ya da bulguların toplumun tümünü temsil etmesi’ durumu söz konusu olamaz. Pek çok faktör böyle bir genellemeye gidilmesini engellemektedir.

1.GİRİŞ

Cinsel şiddet, bilinen tüm toplumlarda bulunan, genelde geniş bir erkek kitlesini içine alır. Burada vurgulanan cinsel şiddetten kasır ‘cinsellik görünümlü şiddet’ ve bunu kapsayan türlerdir.

Cinsellik görünümlü şiddetin örtbas edilmesinin ve kadınların bu konudaki çekingen tavırlarının altında birçok neden yatmaktadır. Öncelikle şiddet uygulayan erkeği bu eyleme götüren nedenler sosyal çevre veya sosyal ilişkiler bağlamında anlaşılmaya çalışılmalıdır. Cinsel şiddeti çoğunlukla ataerkil toplum  yapısının erkeğe atfettiği gücü kullanarak kadın vücuduna el koyma, ona sahip olma vs. gibi isteklerden kaynaklanır. Bunun yanında yasalarda cinsel şiddetin sınırlarının belirlenmemesi, ihbar edilenlerin çoğunun cezalandırılmaması ya da hafif cezaya tabii tutulması, kadının erkeği ayarttığına ilişkin inançlar, devlet tarafından kutsanan ‘evlilik’, kadın erkek eşitsizliği, iş hayatında erkeklerin şovenizmin sakat mantığına esir olmaları… gibi birçok etmen de erkeklerin kadınlara cinsel şiddet uygulamasında önemli rol oynar.

Cinsel şiddet genelde, birbiriyle etkileşim içinde bulunan, üç farklı teorik yaklaşım etrafında araştırılmaktadır: Sınırlayıcı, yapısal ve militan yaklaşım. Politik olan bu yaklaşımlardan ilk ikisinin bilimsellik iddiası varken, üçüncü yaklaşımın mücadeleci ve sorgulayıcı bir yapısı vardır. Sınırlayıcı yaklaşımda söz konusu kadın ya da erkeğin psikolojik durumlarından yola çıkılarak tahlil yapılması söz konusudur. Bunu yapan erkeğin normal bir erkekten farklı olduğu savunulur. Yapısalcı görüş, bu davranışın kültürel etmenler tarafından ortaya çıktığını savunur. Kişinin davranışını belirleyen kültür, toplumsal değerler ve normlar; kısacası sosyal çevredir. Şunu belirtmek gerekir ki yapısalcı yaklaşımın, sınırlayıcı yaklaşıma göre daha doğru bir tutumu vardır. Üçüncü görüş olan militancı görüş genelde feministler tarafından savunulur. Feministler cinsel şiddetin ifade edilip insanlar tarafından algılanmasını ve ’erkek egemen’ toplumun, cinsellikle şiddeti nasıl bir araya getirdiğini ortaya çıkarmışlardır. Bu açıdan bakıldığında, toplum feministlere çok şey borçludur.

2.ÖNYARGILAR

Tecavüzün gerçekleşme koşullarına bakıldığında genelde benzer durumlar görülür. ‘Mitler’ olarak adlandırılan kadının erkeğin eve davet etmesi, kadının bunu onayladığında cinsel ilişkiyi de onaylamış gibi algılanması vs. gibi durumlara çok sık rastlanır. Bu anlayış kamuoyunda da içselleşmiş durumdadır. 1982 yılında Kurt Weis’in Almanya’da yaptığı araştırma bu durumu çok iyi açıklamaktadır. Yapılan araştırma sonuçları cinsellik görünümlü şiddetle ilgili beş önyargı bulunmaktadır:

İlk önyargı, kadını tahrikinin bulunduğu, kadının cinsel şiddeti hak ettiğini ve gece vakti yalnız gezdiği için, bara gittiği için, yabancı bir erkekle konuştuğu için sorumsuz davrandığıdır. Bu önyargını diğer bir boyutu da: bir kadın bir erkeğin evine gidiyorsa onun ilişki isteğini reddetme hakkına sahip değildir.

İkinci önyargıda hiçbir kadına kendi rızası dışında tecavüz edilemeyeceği görüşüne olan inanç söz konusudur. Yani kadın direnirse tecavüze uğraması mümkün olamaz. Devamı için buraya gelin… »

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 14th, 2010

Dünyada kalan tek amaç susuz yaşamamak artık…

by Hasan


Büyük bir hızla sahneye girer. Biliyordur ardında neler getirdiğini. Üzerinde o gücü ve güvenin etkisini hissederek girer bundandır ki. O girdiğinde büyük bir alkış ve çığlık kopar. O kadar büyük bir sestir ki bizlere artık bedavaya verilen TV’lerimizde ses ayarı yapılır hemen. Her şey uygundur ve o konuşmaya başlar;

-İyi akşamlar muhteşem izleyicilerimiz ve takipçilerimiz! Yeni bir güne daha, yeni bir yıldızı daha bulmaya, yeni bir hırsı daha görmeye ve yeniden bir beni daha görmeye hoş geldiniz!!!

TV başında üzülerek izliyoruz. Çünkü bizlerden hiç kimse o yarışmaya hak kazanamadı. Bir günümüz daha susuz geçmeyebilir. Çünkü suyu tüketemediğimiz için her birimiz ölümle yüz yüzeyiz. Ağzımız kupkuru… Kuruluktan gırtlaklarımız yanmakta. Neyse ki yağan bir kaç damla yağmur ki o da asit yağmuru değilse bizleri yaşamda tutuyor. Yağmur sularını biriktirebilmek için çatılara ince plastiklerden su toplayıcıları koyuyoruz. Şu ana kadar bunlarla susuz kalmadık. Şu andan sonrası hep bir tereddüt… Şu andan sonrası hep bir korku… Sokakta çantamızda su vardır düşüncesiyle saldırılara uğramaktan ortaya çıkan endişe…

-Bugünkü yarışmacılarımızı tanıyalım! Hala yerleşik olan Türkiye’den Mehmet! Ve artık olmayan Amerika’dan boğazı kupkuru yüzü kapkara William! İsrail’den Idooo! Veee son yarışmacımız… Iran’daaaaan Homaaa! Yazık olacak bu kadına ama hoş geldin dileklerimizi sunuyoruz sana da! Neyse ki İran sınırları içerisinde değiliz yoksa kırbaç yerdik bu batan güneşin altında.

Espri yaptığını sanan spikeri kimse aldırmıyor olsa gerek ki çığlıklara yarışmacılar içeriye girdiğinden beri devam etmekteler. Yarışmada hem olmak hem olmamak için can atıyor bu fakir halk kitlesi. Yarışmada olursak boğazımızdan 1 lt su geçebilecek ailemizin. Yarışmada olursak yine, ailemizi biz, bizi ailemizi bir daha göremeyebilecek. Ama sonuçta kazanırsak vücudumuz suyla bayram edecek. Mutasyona uğramış gibi bedenimiz, kupkuru zaten… Ölüm ise sadece canımızı korumak ve inançlarımızın emrettiği doğrultuda bir durak…

Yarışmada ilkel silahlarla gladyatörler gibi savaşır yarışmacılar ve bir kişi hayatta kalır. O da İsrailli Ido… Suyu alır. İçmeye başlar. Erol taş misali, o azıcık 1 lt.’yi ağzından taşırır. Bunu gören halk öfkelenir ve adama tek el ateş ederler. Gırtlağından giren mermiyle, boğazından sızan ve geçmek üzere olan su birleşir ve açık kırmızı bir kan akar. Kameraman titreyen çekimiyle kontrollü olmaya çalışır ama O da bir kurşun yer… Yarışmanın sunucusu da… Yere düşen çatlak ekranlı kameradan gördüklerimiz ise halkın su stoklarını o çepeçevre demir parmaklıları kırarak almalarıydı. Halbuki güvenlik görevlileri ve polis tek tek her gelen ateş edip öldürdüyse de kimse yılmadı ve o değerli suları yutkundular. Kimisi yutkunurken mermiyi de yedi. Ama sonuçta o müthiş haz ile öldü. Ben suyu içemeyip bir gün içinde gözlerimi yumacakken burada olmayıp orayı yağma eden halk ki dünyada kaç milyon kaldıysa, su içerek bu zevke vararak öldüler. Canımı verirdim onların yerinde olmak için.

Dünyada kalan tek amaç susuz yaşamamak artık… Ve günler sayılı bahsettiğim gibi… Bir nehrimiz vardı bizim, belki hala vardır. 300 km yakınına hiçbir şekilde yaklaştırılmıyor insanlar. Tahminim odur ki susuzluğa dayanamayan İsrail ile büyük ülkemiz, su için savaşa girecek. Diğer kalan insanlara yardım eden ülkemize, milyonlarca halk destek verecek gibi ama yenileceğimizi tahmin ediyorum. Bir su için yeryüzünde milyonlarca insan yok olacak. Ben buna inanıyorum. Ve günümüzde bunun farkında herkes…

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 12th, 2010

Windows live esentials(messenger beta) incelemem

by Hasan

Windows live essentials; yaygara yaparak, videolar hazırlayıp, facebook üzerinde gruplar kurup, yeniliklerini kullanıcılara yaymaya çalışarak, bayağı bir emek sarf etmiş olmalı. Ama boşuna emek harcamışlar bana göre. Anlattığı şeyler doğru olabilir ama kökten değişiklik hala yok.  HD webcam meselesini de deneyemedim bir tek. Hem denesem onun da hüsran olduğunu görebilirim.

Ben şu hatalara rastladım;

Çevrim içi olduğum halde arkadaşlarım çevrim içi olarak beni göremiyordu. Dosya gönderimi yapmaya çalışırken karşı taraf göremedi dosyayı yine ve aktarım hızı çok yavaştı, neredeyse hiç kıpırdamadı. Ve bunun gibi şeyler… Ayrıca ağır da çalışıyor.

Ayrıca o sol tarafa çıkan tarayıcı menüsü saçmalıktan ibaret. Ne gerek var ki o geçmişte yazılan iletilerin listesine. Kendisini Twitter’la eş değer tutuyor olsa gerek ama değil tabi. Facebook, Twitter, Friendfeed gibi sosyal ağları ekleyebilsek ve düzgünce görüntülense daha güzel olurdu ama hiçbir işlevi yok. Kullanılmayan şeyler yok olur, evrim budur ama Onlar yenilik yaptıklarını sanıyorlar anlaşılan.

Windows live ekibinin Mozilla Firefox’un eklentisi olan Yanoo’yu örnek almaları gerek bence.

Ek olarak e-postalara bakmak için neden başka bir web tarayıcısı açılıyor hala anlamış değilim. Burada da Yahoo’yu örnek almalılar bence.

Sonuç olarak beta da olsa işe yaramalıydı o kadar yaygaradan sonra. Ben de sitemin arayüzünü değiştirip hey millet yepyeni desem millet suratıma tükürür. Markanın saygınlığından olsa gerek ki kullanıcılar pek takmıyor.

Ayrıca bizim ne zaman oyun oynadığımız görülmüş! :D

Önemli olan işlevsellik. Görsellik ve geçersizlik değil. Keşke Live ekibi duysa da bu kolaylıkları bize sunsalar. Benim amacım hakaret değil yapıcı olmak idi.

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 10th, 2010

Cafe Engürü – Ankara

by Hasan

Ankara Konur sokakta yer alan güzel ve yeni bir kafe. Bunu okul zamanında yazacaktım ama erteleye erteleye bugüne kaldı.

Sigara içilen çoğu yere karşın buranın üstü açık. Şemsiyelerin altında güzel sandalye ve masalarda ya da kapalı alanda kırmızı koltuklarda oturabilirsiniz. Çok hoş bir ortamı ve Aydın abi gibi bir şefleri var.

Yanılmıyorsam Sem Cafe’nin sahipleri açmış orayı.  3 garsonları var. Tabi şu anki durumunu bilmiyorum. Fiyatlar ve zengin menü, benden tam tamına  A+ olmasa da A aldı en azından. İstediğiniz gibi siparişler geliyor ve sizlerle gerçekten ilgileniyorlar. Oyun oynamanız için gerekli şeyler de hazır, tavla felan… Lavaboya bakarsak, tek kişilik iki cinsiyet için de ayrı, iki tane yani. Tertemiz…

Hani sıcak ortam dersiniz ya! İşte ben bunu burada gördüm ve sizlere de tavsiyemdir. Ankara Konur’a uğrarsanız, sizler de tadacaksınız. Ormancı kafe’nin hemen yanında, Nedjima’nın karşısında…

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 9th, 2010

Üstün mizah yeteneği bu olsa gerek! :D

by Hasan

İstek üzerine resim ve isim silinmiştir. :D

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 8th, 2010

O adam ve kalplerin kanatları…

by Hasan

Küçücük gözleri olan, zayıf mı zayıf, çok az kamburu çıkmış ve tombiş dedelere benzeyen ama sakalsız bir mucit varmış. Yüzünde daima hüzün olan…Pek namı yok. Yapabildiği tek bir şey var. O’na gelen kalplere uçabilmeleri için beyaz, güvercin kanatları takmak…

Kalpler bu yüzden O’na gelirmiş. Ama tehlikeyi bilerek… O’nun evi öyle bir dik yamaçtaymış ki! Sadece evin bulunduğu konum düzlük ve gerisi yokuş aşağı… O yokuş nasıl asfaltlanmış, o bile bilmezken var olmuş… O da söylentilerden biliyormuş zaten, O’na gelen kalplerin söylentilerinden, o evden iki adım dışarı çıkabiliyormuş ancak ve ancak. O asfalt yokuşun iki yanı çakıl ve topraklık alanmış ve asfalt en azından bir kurtuluşmuş. Çünkü oradan inmek zorunda kalan eninde sonunda düşer ve yokuşun sonundaki çukurda kalan türbe gibi mezara düşermiş. Oradan ne zaman çıkar oraya düşen kim bilir!

O’na tek başına ya da birbirini bulmuş sarmaş dolaş kalpler gelirmiş. O kadar yokuşun olduğunu bilen adam, “Nasıl olur da terlemezler buraya gelirken!”, diye düşünüp dururmuş. Ama işini yapmaktan da alıkoyamazmış kendini, başka bir şeyi düşünmemeye çalışırmış.

Gelen yalnız kalplerden birisine iki güvercin kanadı takmış. Bembeyaz… Sonra beraber evinden çıkmışlar ve yalnızın uçuşunu izlemiş. Göğe yükselmiş, yükselmiş ve belirli bir yükseklikten uçmaya devam etmiş. O gittikçe, yükseklerden uçtukça kendinde bir şeylerin eksik olduğunu hissetmeye başlamış. Tıpkı her uçanın ardından olduğu gibi. Ama… Artık acı duymaya başlamış.

Bir çift kalp daha gelmiş ziyaretine. Onlara da kısa bir çalışmanın ardından. Birisine tek bir kanat sol tarafa, birisine tek bir kanat sağ tarafına takmış. Böylece birbirine sarılırlar ve bir kalplermiş gibi uçarlar diye düşünmüş. Çıkmışlar evinden ve uçuşlarını izlemiş. Yükselmiş göğe o çift, yükselmiş ve mavi gökyüzüne ulaşınca… Çiftlerden birinin atışları kesilmiş. Tabi o kanat çırpamayınca diğeri de düşmeye başlamış. Ve sonunda ikisi birden o türbe gibi mezarı boylamış. O mezara düştüklerini bile anlayamadan…

Ve bu durum hep böyle ve benzeri şekillerde tekrar edermiş. Ve adam her seferinde acı çekermiş. Devamı için buraya gelin… »

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz
August 7th, 2010

Windows Vista’da Mavi Ekran ve Beyaz Flas gibi Işık Yanıp Sönmeleri

by Hasan

Datron PL5C bir diz üstü… 1 gb ram ama 320 mb civarı ekran kartınca paylaşımlı. 700 civarı mb da serbest kullanımda. D  1.76 ghz işlemci. 80 gb depolama vs vs.

En son xp kullanırken hata verdiğini ve açılmadığını hatırlıyorum. Bu yüzden Windows Vista starter’ı yükleyim dedim. Ama nedendir bilemedim hiç bir işletim sistemini kabul etmedi makina. Tahminen depolamada diye düşündüm sorunu ama daha geçici bellekte sorun yaşanıyordu yani bellekte olabilirdi ya da bios’ta. Pardus’un bellek testi ile test ettim ve inanılmaz derecede sorun verdi. Yani bir şekilde bellek sorunu oluşmuştu. Tamam ama neden işletim sistemi yüklenmiyordu?

Ubuntu’yu kurabildim ama bir müddet kullandıktan sonra o da hatalar vermeye başladı. Hard disk’i verimli olarak kullanmaya başladığımız için olsa gerek. Yani depolama birimi de arızalanmış bad sector’ler baş göstermiş olmalıydı. Ram, hard disk ve tahmin ettiğim kadarıyla bios. 3′ü neden bozulmuş olmalı? Hem de aynı anda… Ömrünü tamamlamış olabileceğine inanmıyorum ama galiba ya solucan girmiş olmalı ya da elektriksel bir sorun. Her şey mümkün. İşin içinde bios da dahil olduğuna göre elektriksel neden büyük ihtimal.

Ubuntu artık sıkıntı verdiğinden Vista yükleyebileceğime inandım. İlk önce fdisk ile diskleri yeniden yapılandırdım. Formatladım. Ama sorun düzelmedi. CHDSK disk denetimi ve Scan disk  disk taraması yapılamadı. Sonra her bölümü sıfırladım ve Vista’yı boot edip kurmaya başladım. İlk beş seferde sorun çıktı. Ram, bios hafıza hatası yanlış eşleşme felan derken. Diski yanlış bölümlediğimi düşünüp iki eşit parçaya ayırdım. Ve normal olan C bölümünü değil D bölümüne denk gelecek şekilde seçip kurulumu başlattım. Tabi yükleme tamamlanınca o D bölümü aslında C olarak gözükecekti. Devamı için buraya gelin… »

Paylaşmak için;
  • Print
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Live
  • PDF
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Yahoo! Buzz

Easy AdSense by Unreal
Copy Protected by Chetan's WP-CopyProtect.