|
||||||
|
Vico’nun hümanist tarihsiciliği, burada, gerek Hegel’de gerekse Marx’ta merkezi bir yer tutan, “insanın eyleminin, ancak bütün temel alındığı zaman anlamı olduğu” doğrultusundaki argüman açısından büyük önem taşımaktadır. Tarih, bireylerin genellikle çelişkili ve kaotik olan eylemlerini, tutarlı bir bütün oluşturacak şekilde birbirlerine bağlamayı başaran bir süreç olarak kavranmaktadır. Yabancılaşmadın dört ana özelliği: insanın doğadan, kendisinden, “türsel varlığı”ndan ve başkalarından yabancılaşması… Kapitalizm, insanlığı kendi emeğinin ürününden yabancılaştırıyordu.(”şeylerin yabancılaşması”). Kapitalizm fiilen işçiyi, satılabilir bir nesneye -emek- sahip durumda görmektedir. Bu nesne “bir başkası” tarafından satın alınır ve işçinin faaliyeti artık kendisinin olmaktan çıkar. Turner (1991), Foucault geleneğinde din ve sekülerleşmenin materyalist bir kuramını önerir. Dini inanışların içeriğinden çok etkileriyle ilgilenmesine rağmen, hem Durkheimin işlevselci ’sosyal çimento’ düşüncesini hem de fenomenolojinin öznel din ilgisini bir kenara iter. O, dinin rolünün ve bu rolün modernitedeki gerilemesinin insan varhğının -malların üretimi ve vücudun yönetimi- iki ana maddi yönlüyle yakından bağlantılı [...] Foucault, insan varlığını dil gibi çalışan bilgi biçimlerine -söylemlere- bağımlı olarak gören bir post-yapısalcıdır. Diller/söylemler bizim için gerçeğin tanımını yaparlar. Düşünebilmek için bu tanımları kullanmaya mecburuz. Dünyayla ilgili sahip olduğumuz bilgi bize yaşamımızı Durkheim–> Kutsal varlıklarla ilgili her türlü ibadet ve inançlardan oluşan bir sistem. Öncelikle dinlerin birtakım kutsal simgeleri vardır. Haçtır, kilisedir, camidir, peygamberin hırkasıdır, buda heykelidir… Dinler bunlar ile simgeleşir. |
||||||
|
Tüm hakkı saklıdır. © 2010 Ne Farkeder ki! -
144 queries. 1.390 seconds. |
||||||