|
||||||
|
Uzunca bir süredir yazamıyorum. İlk önce nedenlerini sıralayayım; okulun kayıt günleri, ekle-bırak haftası, üstüne aldığım 11 adet ders 31 saat, derslerin dağılımı yüzünden hafta içi akşamları eve sadece 20:00′den sonra gelişim, okumam gereken ve bir- iki ay içinde bitirmem gereken binlerce sayfalık 9 kitap, gezme tozma derken zaman kalmıyor tabi… Eklemem gerekirse ayrıca dil çalışmalarım var, heroes dizisine başladım, film izlemek istiyorum ama ona da vakit bulamıyorum aslında. Nedenleri geçelim. Ben bir blogger’ım bu doğru. Bir blogger da minicik bir zaman bulsa yazı yazar ve yayınlar. Ama neredee! Rehavet çökmüş bir defa omuzlarımın üzerine ki şu an bunu yazarken de başım çatlıyor. Çiğdem arkadaşım sağolsun yazdığı yorum sayesinde bir heves geldi ve bunları dökeyim dedim. Benim hedeflerim sözlerim vardı ama gerçekleştiremedim onları. Her çarşamba 5 tane kelime yazacaktım anlamlarıyla beraber, bir ay içinde 2 kitap 4 film eleştirisi yazacaktım. Ama malum zaman yok. En iyisi çalışmalarım bittikçe yazmak ve zaman buldukça da dile getirmek. Bu tür bir aralıkta görüşmek dileğiyle… Elif Şafak’ın, Doğan Kitap’tan çıkan özel baskısı. 450.000′lik bir gri kapaklı Aşk…
Gri kapaklı Aşk için ek olarak da yazara dair röportaj, inceleme ve eleştiriler yer almakta. Kitabın baskısı çok iyi olmasına ve üzerinde titizlikle çalışılmasına rağmen yaklaşık 5 adet imla hatası vardı. 420 sayfa ayrıca… Kitabın ilk sayfalarında çeviriden bahsediliyor. Neyleri çevirdiğine dair bir belirsizlik var. Ben bu kadar güzel bir kitabın, o sözden dolayı Elif Şafak’ın yazabildiğine tereddütüm var hatta. İlk başta okumaya başladığımda yabancı birisinden bahsedildiğini görünce kitaptan soğuduğumu ama ön yargıyla yaklaşmamam gerektiğini de bildiğimi ve ona göre davrandığımı söylemeliyim. Ama sonraları kitaba ısınıyorsunuz ve sizi içine çekiyor. Kitabı bitirip büyüsü solana kadar da siz, onun içine sığınıyorsunuz ve beraber o diyarlarda yaşıyorsunuz. Devamını okumak için buraya–>>Aşk, Elif Şafak (inceleme) Fotoğraflarına bakmaya dayanamıyor gözyaşlarım, biliyor musun? Boğazımda düğümleniyor düşüncelerin, hayalin… Kokun burnumda… Ellerin ellerimde… Kalbin kalbimde… Hissediyorum… Ama, sen yoksun yanıbaşımda.
Çıkar çıkmaz aldığım bir kitap… Cezmi Ersöz’e ait… Tekin yayınları… Ekim 2009′a ait. Parça parça yazılar mevcut ve bunların sonlarında da birer şiir. Yazılar büyük punto ile basılmış, saman kağıda. Okurken hiçbir şekilde zorluk çekmiyorsunuz. Kapağı da basit bir fotoğraf ve başlıktan ibaret. Yatmadan okunacak kitaplardan birisi diye ayırdım ben onu. Gün boyu yorucu işlerden sıyrılınca geriye bir tek onu okuyup ferahlamış bir şekilde uyumak kalıyordu. Bazı eksiklikler hissettim okurken. Mesela Cezmi Ersöz artık benim tanıdığım kişi değildi. Duygularını duygularımla özdeşleştiremiyordum. Çünkü yazarken bunu bizlere hissettirmemişti. Bir başkasının da bu konuda farklı düşüneceğini sanmıyorum. Hissettikleri ve hissettikleriyle orantılı imgeleminin çoğu benim imgelemimle uyuşmuyordu bu yüzden de kendi parçamı çoğu parçada bulamadım. Üzdü beni tabi bu bin bir hevesle aldığım için kitabı. Çok akışkan bir dili var ve bağladığı çocukluk ve aşk ile ilintili parçalar da bir harika… Özellikle bütün yaşadığı karmaşık duyguları atmak, ‘O’nu unutmak için hiç bilmediği diyarlara gitmek… Cinsellik, ruh, karşılıksız sevgi ve alkol arasında gidip gelen psikolojisi bozuk insanların yaşadığı aşkın kitabı olarak adlandırıyorum ben kitabı. Hatta kimlerin aşk yaşadığını bazen anlayamadım. Anlatılan kişi Ersöz mü değil mi, sevgilisinin kaleminden mi çıkmış… Belirsizlikler kitaba düşük bir değer vermeme neden oldu. Belki de amaç buydu Ersözce. Çünkü kişilerin saklanması gerekiyordu. bunlar birer gerçek hikaye ise kişilerin gizlenmesi gerekirdi ve bu da belirsizlik oluştururdu. Ben böyle olduğuna inanıyorum. Genel olarak baktığımızda; kitabın dili sayesinde çabucak okunabildiği, gerçek anlamda bizi dinlendirdiği ve Ersöz’ün tecrübeleriyle, olmasa da ortaya koyduklarıyla bizler de kendimize ders çıkarabiliyoruz. Okunması hoş, ama büyük haz alacağınızı sanmayacağım bir kitap… Ellerinde kan vardı… Kendi ellerime de baktım şaşkınlıktan… Damlıyordu birer birer damlalar benden de… Sonra, yavaş yavaş uyanıverdim… |
||||||
|
Tüm hakkı saklıdır. © 2010 Ne Farkeder ki! -
146 queries. 1.457 seconds. |
||||||